aşırı dolu boşluk

belediye görevlileri, halk tabiriyle ‘çöp ev’e dönüşmüş bir evden dört kamyon atık ve iki hasta kadını tahliye ederken, ev sahibi adam sakince şöyle diyordu haberde: “onlar çöp değil, bizim eşyalarımız…”

fft64_mf1483036.jpeg

bizim halimiz bundan farklı mı? öyle çok şey biriktiriyoruz ve onlardan birer varoluş alanı, birer kimlik, birer yaşam inşa ediyoruz ki kendimize. “sen kimsin?” sorusunun cevabını “biriktirdiklerimim.” şeklinde veriyoruz bilerek ya da bilmeyerek. ‘şuyum’ yahut ‘buyum’ dediğimiz ne varsa, eklentilerimiz. ya içine doğduğumuz aidiyetler ya da sonradan edindiğimiz sahiplikler her biri. halbuki ne sırtımızda taşıdığımız, “ben …” “benim … ” diye nitelediğimiz o şeyler bize ait ne de biz onlara aitiz.

mesela hafızasını yitiren biri, kim olduğunu hatırlamadığı süre boyunca ona ait olduğu söylenen şeylere kayıtsızca, onlara karşı duyduğu yabancılık hissi gözlerinden okunarak bakar. hiçbir sahiplik hissetmeden… belki mütereddit, düşünceli bir bakış; hepsi o kadar. zihni artık o şeyle kendisi arasında bir ilişki tanımlamadığında, eskisi gibi ilgiyle sarıl(a)maz o şeye/kişiye. alıp başını gidecek olsa o nesne/kimse, “nereye?!” demez eskisi gibi.

üç gün sonra öleceğini öğrenen birinin de eski hesapları, eski gündemleri tuzla buz olur mesela. “benim” dediği ve üzerine kendini inşa ettiği hiçbir nesne/kişi artık ona yâr olmuyor. “hiçbir şey” ile terk-i diyar edeceğini belki ilk kez o anda hatırlıyor. bir boşluk hissi… tam isabet! kendimizden başka hiçbir şeyimiz yoktu hiç, bütün eklentilerimiz geçici bir süre bize eşlik ediyordu o kadar. o kişi bırakıp gideceklerinin önemsizliğiyle yüzleşiyor bir bakıma, tam da o anda.

içimizdeki hangi boşluğu doldurmaya çalışıyoruz acaba, dışımıza yığdıklarımızla? ihtiyacı gidermeyecek bir şeyle dolar mı o boşluk? pamuk yemek açlık hissini giderebilir; fakat besler mi kişiyi? bir besin midir pamuk? ya da toprak yenir mi acıkınca?

gerçek bir ilişkiye ihtiyacı olan birini sosyal medyadaki takipçi sayısı tatmin eder mi? kendini sevmeyen birini kaç kişi severse sevsin, yeter mi? kendini arayan, yolda bulduklarına sarılıp “işte buyum ben!” demekle nereye kadar kandırabilir kendini?

dolmayan boşluklarımız bizi ıvır zıvırla dolmaya değil, dönüşmeye çağırıyor. içimizdeki miadı dolmuş, son kullanma tarihi geçmiş bir yığın eşyayı artık tahliye etmek gerektiğini işaret ediyor batan gemilerimiz.

“çöp ev” iyi bir mecaz. ve belki de mecaz bile değil. bana kalırsa halimizin aynısı. biriktirdikçe biriktirerek, sonra oturup elimizde olanlarla olmayanların hesabını tutarak değil; içimizdeki sapla samanı ayırarak kendimiz olabiliriz ancak. tabii ki bu, “ben (aslında) kimim?” diye soranlar için geçerli. -yani, hepimiz için… 😉

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s