affedemeyenlerden misiniz?

bugün twitter’da şöyle bir hashtag var: #3HaziranDünyaAffetmeGünü. internette biraz bakındım, böyle bir bilgiye rastlayamadım. yine de, bu hoşluğa katkıda bulunanlara teşekkürler…

affetmek; bugünlerde değişik vesilelerle karşıma çıkan bir kelime, tam da üstüne gelince kayıtsız kalamadım. merak edip bu etiketle yazılan tweetlere bir göz attım. çoğu kişi affetmekten ziyade affedememekten dem vurmuş. kimi kendini haklı bulmuş, kimi çaresizlikten yakınmış. verilen mesajları özetleyecek olursam, birkaç cümleyle şöyle:

1.ben affetmem, Allah affetsin.

2.affedilecek şey var, affedilmeyecek şey var.

3.hasar büyükse affedememek kaçınılmazdır.

4.affetmiyorum işte, gör gününü, oh olsun!

5.vefasızlık diz boyu, affetsek ne fayda!

görünen o ki, affetmek denince ‘bir kusuru sineye çekip uğradığımız haksızlığa boyun eğme’yi anlıyoruz. “eh, peki madem” deyip ödenmeyen bakiyeyi deftere yazıyoruz. en iyi ihtimalle: sevdiğimiz birine ya da verdiğimiz emeğe kıyamıyoruz ve küs kalacağımıza hesabın üstüne bir çizik atıveriyoruz. tabii, hiç yazılmamış gibi olmuyor. ‘yazılmış ve silinmiş izler, içimde ve ötemde zonklar’* diyor şair, kimi nasıl affedelim? (*i.özel)

affetmek, kırılana zor. affetmek, yorulana zor. affetmek ne zor (!)

twitter’da da yazdım, “affetmek” bana hep aynı sahneyi ve içinde geçen repliği hatırlatıyor:

adam annesinin sorumsuzluklarından ve yıllardır onun arkasını toplamaktan bezmiş, yorulmuş; anne sevgisine duyduğu ihtiyaç örselenmiş, duyguları incinmiş. annesine kırgın ve öfkeli. o gün yine bir krize sebep olan anne her zamanki gibi oğlundan babalık bekliyor. geniş gönüllü oğul, hayallerini gerçekleştireceği parayı eşinin ısrarıyla annesini hapisten çıkarmaya harcıyor. benzeri durumlar defalarca yaşanmış ama bu defa öncekilerden farklı olarak adamın güzel yürekli, çiçeği burnunda eşi de şahit, olanlara. Kadın önce gidip sarılıyor sevdiceğine, ikisi de usul usul ağlıyor bir süre; sonra da su damlası gibi duru bir sesle şöyle diyor: “babam der ki hep; affetmek, kalbinde kinine küçük bir oda vermektir.”

kulağımdan kalbime giderken filizleniyor, serpiliyor cümle; “affetmek, kalbinde nefrete küçük ve sevgiye büyük birer oda vermektir.” oluveriyor.

telkinle ya da zorlamayla olabilecek bir şey değil affetmek. kesik hesap kenarda duruyor. hayalleri kırık dökük olan, güveni zedelenen o yanımız çaresiz. ona bir oda ver. küçük olsun.

o odanın yanı başında büyükçe bir oda daha olacak, bul onu. bütün odalar o odaya; o ise bahçeye açılıyor. kapıyı açıp geçiyorsun, sonra kapıyı açıp çıkıyorsun.

sen oda değilsin, odalardan geçensin.

catherine-annis-scaravelli-inspired-yoga-retreat-weekend-at-tilton-house-garden-through-open-door

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s