korktuğu başına gelenlere..

sizleri buradan haberdar ettiğim merhaba’dan beri yeni yazı yayınlamadığım doğrudur. 🙈 sesimi, sözümü de alıp ‘hayat ne getirdiyse onu’ yaşamaya çağrıldığım bir vakit dilimiydi benim için. rast geldiğim ‘anlatılasılar’ neye dönüşecekleri bana da sürpriz olarak birikti, zamanını bekledi bugüne dek.

pazar gününe gönlünce yerleşen iki program arasında, istanbul’un anadolu’sundan avrupa’sına yollanırken yazıyorum şimdi bunları. planlanmayan, esiveren bir akışla.

en güzeli: kabul. ‘bırakınız, aksınlar.’ 😌

img_4183

gelelim, içimden geçen kelimelere:

kaygının, korktuğumuzu başımıza getirme potansiyeli var. bugünkü bahis buna dair.

‘hayatta kalma’ derdi ve ‘maazallah kalamama’ endişesinin kişi sayısı kadar versiyonu var. bir tedbir ve tedirginlik sorusu olarak sıkça sorduklarımızdan: ‘aklıma gelen başıma gelir mi ki?’ el-cevap: büyük olasılıkla evet. çünkü sizden davetiyeyi aldı ve ona icabet etti. siz çağırırsanız o da gelir pek tabii. bu çağırma üstelik, dile getirme ile ilgili değil, dilinize kızmayın hiç. mesele, içinizde taşıdığınız bir ‘acaba?!’nın, çengelini zihninizden duygularınıza geçirip öcüleşmesi. sonra da sizi, insanları, hatta olayların akışını kendi inandığı (kaygılandığı) yönde sonuçlar almak üzere manipüle etmesi. çünkü zihin haklı çıkmayı bir hayatta kalma stratejisi zanneder. (zihne göre: “bilinen kötü, bilinmeyen iyiden yeğdir!”)

tabiatı gereği, zihin o tehlikeli ve gerçekdışı sularda sık sık geziniyor ki olacakları öngörebilsin, yönlendirebilsin ve yönetebilsin. gelgelelim, bu dünyanın işleyişi olasılıkları değil bizzat gerçek olanı baz alıyor, tasarlanıp da olmayan her neyse onu da gerçek kılmaya çalışıyor. dolayısıyla herhangi bir olasılık içimizde belirdiği andan itibaren somutlaşacak ve kendini gösterecek, hayatta “var olacak” bir imkan arıyor kendine. çünkü bu dünyanın konsepti “yaşamak” üzerine kurulu. aklımıza geliverenin her fırsatta gerçekliğe ilişmeyi denemesi, hayatınsa o malzemeleri mutfakta bir güzel pişirip akşam yemeğinde önümüze koyuvermesi bundan.

korku, fiziksel bir tehlike karşısında hayat kurtaran iç uyarıcı. kaygı, tehlike olasılıkları yaratıp onlara uyumlanan; insanı dövülmeden ağlatan iç muharrik.

olan olandır. olmayanla girilen her tartışma ise “çıkmaz sokak” tabelası.❗️

kaygı duyduğumuz bir olasılığa odaklandığımız her seferinde biz de onun ipiyle kuyuya iniyoruz, mevcut gerçeklikten kopup “yoklar” ülkesine seyahat ediyoruz, oralı gibi davranıyoruz, mahsusçuktan oralarda yaşıyoruz; somut varlığımız da burada boş boş durmak istemediğinden ikisini bir araya getirecek bir yol arıyor.

bilmediğimizin esrarengiz doğası, bildiğimiz felaket senaryolarıyla korkunçlaşıyor gözümüzde. oysa doğal haliyle hayat; belirlilikten belirsizliğe müsterih yürümek, yürüdükçe belirenlerle de etkileşime girmekten ibaret.

en baştaki sorunun da hatrı kalmasın, “aklıma gelen başıma gelirse ne olacak?”ı alalım, yerine: “hayatı müsterih yaşamak nedir, nasıl olabilir?”i koyalım. 💫

madem (henüz) olmayanlardan olanlar üretmeye çalışan bir mekanizma işliyor içimizde; ferahlığa, genişliğe, iç huzura nasıl yol bulabilir, arıyorsa onu arasın. biz de çıkalım kerevetine, -ki, bizi usul usul doğal halimize taşısın. 🙏🙏🙏

..

dış not= pazar başlayan yazı an itibarıyla tamamlandı, hayat yoğun akıcı. 😊 ben yine yollardayım, kıtalararası köprüden selamlar, 👋

.

*görseldeki seramik: melis kolyozyan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s