gri

bir şeylerin iyi olmasını istiyoruz. kendi bildiğimiz cinsten makbul, hoş, işe yarar… kötü olmasından da kaçınıyoruz. önlemler alıyoruz, gardlar alıyoruz, savaşlar veriyoruz… bugün nasılsın? sorusunun cevabını “iyiyim.” ya da “hiç sorma!” şeklinde veriyoruz. kötüyse fena. iyiyse şükür. gel zaman git zaman, iki kutuplu dünyanın iki ucu arasında savrulup duruyoruz: tik tak tik tak tik tak;…

bir içfiil olarak: oymak

“oymak” yukarıdaki tüm anlamlara gelen bir kelime. grubu, çokluğu ifade eden bir isim ve hayli muharrik bir temasla nesnesinin ‘içine içine’ yol bulan bir fiil. hepsinden mülhem çağrışımlarla ‘oymak’ sözcüğü kişisel süreçleri tasvir etmekte oldukça mahir geliyor bana. dün akşam içimden şöyle bir şey geçti: ‘bir içfiil olarak: oymak.’ ne demek bu? insanın bir sebeple…

korktuğu başına gelenlere..

sizleri buradan haberdar ettiğim merhaba’dan beri yeni yazı yayınlamadığım doğrudur. 🙈 sesimi, sözümü de alıp ‘hayat ne getirdiyse onu’ yaşamaya çağrıldığım bir vakit dilimiydi benim için. rast geldiğim ‘anlatılasılar’ neye dönüşecekleri bana da sürpriz olarak birikti, zamanını bekledi bugüne dek. pazar gününe gönlünce yerleşen iki program arasında, istanbul’un anadolu’sundan avrupa’sına yollanırken yazıyorum şimdi bunları. planlanmayan,…

hoş geldin’den hoşça kal’a…

önce duyar, görür, tanışırız; sonra günden güne daha yakından tanırız birilerini. birlikte seyredilen bir manzara, birlikte kurulan cümleler, beraber atılan adımlar yakınlık emaresi oluverir. tanıştığımıza memnunsak her ikimiz de, memnuniyetimizi karşılıklı onaylar, hayatımızda birbirimize yer açarız. ilişkinin yoğunluğu her zaman artarak devam etmese de sevdiklerimizi yakınımızda isteriz. onlarla güçlü, anlamlı, değerli hisseder içimizde birileri. sürekli değişen bir zeminde sabitlik aramak…

kurban sensin aslında!

kurban, kendinden kurtulanın önünde bulduğu. kurban eden, aslında kurban olan. kendini sun bu bayram, aslına dönebilmek için! “ben” ve “benim” dediklerini gör, kendin addettiğin eklentilerini… acılarını, şikayetlerini, kederlerini, ıstıraplarını, memnuniyetsizliklerini kurban et. onları üreten yanların, aslını örtüyor aslında. bırak, gitsinler. bayram sevinci tam da o işte! — acılarımız alacaklarımızdır. herkes hak verse, anlasa da tahsili…

bir yaz günü.

yazı iyiden iyiye hissettiren bugünün hem anısı hem yazısı bu. gün boyu güneşle kucaklaştı dışarı çıkanlarımız. güneşin, sıkı sıkı sarılıp bırakmayan bir hali vardı. sarıdan ziyade turuncu. yıllar içinde içimizdeki bir şeyler de ısınıyor, bazen haddinden fazla. bazı şeylerden de yine zamanla ve içinde geçen yaşam deneyimiyle birlikte soğuyoruz. mevsimler içimizde dönüp duruyor, zamanla iklim…

son ucu bırakan, süreçle mesrur.

bir düşünsenize, ne çok süreç ne çok sonuca bağlanıyor her geçen gün. süreçler boyunca bir şeylerin istediğimiz sonuca bağlanıp bağlanmayacağının endişesini yaşıyoruz; sonuçta da memnun veya memnuniyetsiz oluyoruz. Sonra: gelsin yeni süreçler. bizi sevindiren ya da üzen, sonuçların kendisi mi? yoksa, sonuçlara yüklediğimiz anlam ve işlevler mi? hep iki ihtimal var, oysa hep “bir” beklediğimiz……

huni

küçükken her şey olmak istiyordum. kendi kendime radyo programları yapıyordum mesela. konuk olarak katılmışım, çalışmalarımdan bahsetmemi istiyorlar; artık Allah ne verdiyse sıralıyorum: oyunculuk, yazarlık, doktorluk, gazetecilik, şarkıcılık… hepsini bir arada yürütmenin mümkün ve keyifli olduğundan söz ediyorum. programı sunan da benim tabii. sunarken başka, konuk olarak cevaplarken başka sesle cevap veriyorum. ;D çocukken her şey olabiliyorduk. istiyor…

g-öz’le.

“kalp bir kez görür, sonra gözler görür” * ˜ gözün görüp durduğu, durumu kanıksatıyorsa, aklın makul bulmadığı, gözünü yanılsatıyorsa görmeli olan sadece göz değil. gördüklerini hayra yorabildiğinde, görünende göz izini bulabildiğinde içe açılan pencerenden bahar özgürleşir! ♥ — *h.fast

affedemeyenlerden misiniz?

bugün twitter’da şöyle bir hashtag var: #3HaziranDünyaAffetmeGünü. internette biraz bakındım, böyle bir bilgiye rastlayamadım. yine de, bu hoşluğa katkıda bulunanlara teşekkürler… affetmek; bugünlerde değişik vesilelerle karşıma çıkan bir kelime, tam da üstüne gelince kayıtsız kalamadım. merak edip bu etiketle yazılan tweetlere bir göz attım. çoğu kişi affetmekten ziyade affedememekten dem vurmuş. kimi kendini haklı bulmuş, kimi çaresizlikten yakınmış. verilen mesajları özetleyecek…